Medusa ve Ölüm Anne (Death Mother) Arketipi

Medusa ile ilgili bildiklerimizin büyük bölümü Ovid’in Metamorphoseon Libri adlı eserinden gelir. Eserin ismi “Dönüşümler” olunca, içinde yer alan mitlerin dönüştürücü etkisini es geçmek imkânsızlaşıyor. Okyanusun uzak tarafında, dünyanın sonuna ve dolayısıyla yer altı krallığına yakın bir noktada konumlanmış adalardan oluşan bir krallıkta, yarı ilahi özelliklere sahip bir kral ve kraliçenin üç kızı vardır, üçü de Gorgon olarak adlandırılan mitolojik yaratıklardır. Ölümsüz olan iki kız kardeş oldukça çirkindir, ölümlü olan Medusa ise muhteşem bir güzelliğe, büyüleyici gözlere ve görkemli saçlara sahiptir ve bu özelliklerinden ötürü kibir içerisindedir.

Ölüler diyarının girişine yakın bir yerde, bilinçdışını temsil eden okyanusun ortasında başlayan hikâyemizdeki ilk ders güzelliğin “ölümlü” oluşu olsa gerek. Mitolojik hikâyelerin hemen hepsinde olduğu gibi, böylesi bir güzelliğin arzu dolu taliplerle kıskanç düşmanları kendine çekmemesi, böylesi bir kibrin Tanrıların gazabına uğramaması imkânsızdır.

Medusa’nın hikâyesindeki düşman, yaşadığı adalardan birinde kendisine adanmış bir tapınak bulunan Athena’dır. Annesi Metis’i yutmuş olan Zeus’un başından zırhlı bir şekilde savaş çığlıkları eşliğinde çıkan, bilgeliği ve strateji kabiliyetiyle öne çıkan, kahramanların koruyucusu, “annesiz büyüyen” Athena, Jean Shinoda Bolen’in tabiriyle ataerkil sistemin yanında yer alan ve bu sistem içerisinde zekâsı, stratejisi ve gücüyle var olma savaşı veren bir Tanrıçadır. Athena’yı daha iyi anlamamız için matronu olduğu Atina şehri için Poseidon’a karşı verdiği mücadele ile üzerinde “En Güzele” yazan altın elmayı kazanmak için Hera ve Afrodit’e karşı verdiği mücadeleyi hatırlatmak istiyorum. Güçlü, bilge, ama bir yandan güzel bulunmak ve erkekler kadar kadınlar arasında da öne çıkmak isteyen Athena’nın Medusa’yı kıskanması ve ona öfke duyması sizce de doğal değil mi?

Medusa’nın taliplerinden biri ise denizlerin Tanrısı Poseidon’dur. Hikâyelerin çoğunda Athena’ya adanmış olarak tanımlanan Medusa, onu reddeder. Jean Shinoda Bolen’in tabiriyle Poseidon, maskülen arketipin ataerkil sistem tarafından bastırılan duygularını temsil eder. Bu hikâyede de bastırılan duyguların ve arzuların tehlikeli ve yıkıcı bir şekilde tezahürüne şahit oluruz. Medusa’yı arzulayan ve ona sahip olmak için şekilden şekile giren Poseidon, sonunda Medusa’yı Athena’nın tapınağında köşeye sıkıştırır ve ona zorla sahip olur. Tapınağının bu korkunç olay ile kirletilmesini çok büyük bir öfke ile karşılayan Athena ise, olayın mağduru olan Medusa’yı suçlayarak onu korkunç bir canavara çevirir, bir mağaranın derinliklerine sürer. Medusa’nın görkemli saçları yılanlara dönüşür, ağzı büyür, dili uzar, dişleri domuz dişlerine dönüşür. Büyüleyici gözleri ise, bakanı taşa çeviren lanetli gözlere dönüşür.

Medusa – Alice Pike Barney, 1892. Tablo, Smithsonian Amerikan Sanat Müzesinde bulunuyor.

Mitolojik hikâyelerin çoğunda yer alan güzel kadınlara zorla sahip olmaya çalışan Tanrı motifi, Poseidon örneğinde ataerkil sistemin feminen arketipi, dişil enerjiyi kontrol altına alma uğraşını gösteriyor. Bugün herhangi bir şekilde duygusal-zihinsel-fiziksel bütünlüğü ve sınırları ihlal edilmiş kadınların genelde suçlanan taraf olduğu gerçeğini aklımıza getirdiğimizde, bu antik hikâyenin aslında ürkütücü derecede güncel olduğunu düşünen yalnızca ben değilim, biliyorum. Mağaraya sürülen canavar motifi ise, bilincimizin yüzeyinden bilinçdışına itilen her şeyin eninde sonunda canavarlaşacağının ipucudur. Canavarın yol açtığı taşlaştırıcı felç hâli bakışından mıdır, yoksa korkunçluğundan mı, bilinmez.

Her hikâyede olduğu gibi, zehir olan yerde panzehir mutlaka ortaya çıkar. Başka bir yerde, Argos kralının Danae adında güzel bir kızı vardır. Danae henüz çocukken, bir kâhinin ileride doğuracağı erkek çocuğunun onu öldüreceğini söylemesi üzerine kral, kızının evlenip çocuk doğurmasını engellemek üzere onu bir yere kapatır. Bu engel Zeus’u durdurmaya yetmeyecektir. Tanrıların Tanrısı Zeus’un güzel kadınların peşinden koşması ve onlardan çocuk sahibi olması, ataerkil sistemin aslında feminen arketipin dönüştürücü ve yaratıcı enerjisinden mahrum kalmak istememesini anlatmaktadır. Medusa’ya zorla sahip olan Poseidon’un aksine, Zeus Danae’nin hapsedildiği yere nazik ve yaratıcı bir şekilde, altından bir yağmur olarak girer ve onu ileride büyük bir kahraman olacak olan Perseus’a gebe bırakır. Danae, birkaç yıl oğlunu babasından gizlemeyi başarır, ancak bir gün kral Perseus’u oyun oynarken işitir. Çocuğun Zeus’tan olduğunu öğrenen kral çok korkar, kızını ve torununu öldürmek de istemez, bunun üzerine Danae ile Perseus’u tahta bir sandığın içine yerleştirerek Ege Denizine bırakır. Zeus onları korur ve başka bir adaya ulaşmalarını sağlar. Burada, başka bir kralın himayesi altında yaşamaya başlarlar.

Yıllar içinde Perseus güçlü, cesur ve yakışıklı bir delikanlıya dönüşür. Bu sürede kral da Danae’ye âşık olur ve onunla evlenmek ister. Danae ise onun aşkına karşılık vermez, tüm ilgisini ve sevgisini oğluna yöneltir. Güçlü kral figürünün kadını zorlamasını bekleyebilirdik, ancak kral Perseus’tan çekindiği için buna kalkışmaz, onun yerine onu aradan çıkaracak bir tuzak hazırlamaya karar verir. Başka bir krallığın prensesiyle evleneceği yalanını ortaya atar ve bunu kutlamak için bir ziyafet düzenler. Sosyal kurallar gereğince ziyafete katılan herkes bir düğün armağanı getirmek zorundadır, kral da herkesin bir at hediye etmesini istemiştir. Elbette Perseus’un hediye edecek bir atı olmaması nedeniyle ayıplanma korkusu içinde adayı terk etmesini ummaktadır. Genç kahramanımız da kaçmak yerine kralın arzuladığı her ne ise onu getirme sözü verir, bu Medusa’nın başı bile olsa! Hayal ettiğinden çok daha iyisinin olduğunu düşünen kral bu teklifi kabul eder, hiçbir ölümlü Medusa ile karşılaşıp canlı kalmamıştır ne de olsa, Perseus’un ölümü ile Danae ile arasındaki engel tamamen ortadan kalkacaktır.

Perseus, bir baba figürü ile büyümeyen, bu nedenle içsel olarak feminen arketipe ulaşmak için kimi zaman anne, kimi zaman sevgili, kimi zaman da bir cadı ya da canavar uğruna yolculuğa çıkmaya muktedir erkek kahramanı temsil etmektedir. Yolculuğa başladıktan sonra, verdiği sözün zorluğunu ve tehlikesini fark etmiştir. Bu görevi yerine getirmek için öncelikle Medusa’nın mağarasına gizlice, fark edilmeden girmelidir. Sonra da, taşa dönüşmemek için ona bakmadan başını kesmenin bir yolunu bulmalıdır. Başı aldıktan sonra yılanlara karşı kendini korumalı ve daha da önemlisi, Medusa’nın kız kardeşlerine yakalanmamak için çok hızlı bir şekilde mağaradan çıkmalıdır.

Kahraman yola çıktıktan sonra yolculuğun imkânsızlığı karşısında çaresizliğe düştüğünde, kendisinden daha büyük güçlerin büyülü yardımı ondan asla esirgenmeyecektir. Kahramanların koruyucusu Athena, Perseus’a görünmekte gecikmez. Medusa’yı öldürmesine yardım etme ve onu koruma sözü verir. Ona yansımasından Medusa’yı görmesini sağlayacak parlak bronz bir kalkan armağan eder ve nasıl ilerleyeceğine dair stratejik bilgiler verir. Daha sonra Hermes yanlarına gelir ve ona adamant metalinden yapılmış, asla kırılmayacak bir kılıç verir.

Athena ve Hermes, bunların yeterli olacağına kanaat getirmeyerek nymph’lerden büyülü eşyalar almasını tavsiye ederler. Ne hikmetse iki ilah da nymph’lerin yerini bilmez, bu nedenle de Graeae (Griler) adı verilen yaşlı Gorgonlardan kurnazlıkla bu bilgiyi alması gerektiğini söylerler. Bir mağarada yaşayan, yaşlı doğmuş olan, tek bir dişi ve tek bir gözü aralarında paylaşarak yaşayan bu yaratıklar Perseus’un kurnazlığı karşısında yenik düşerek nymph’lerin yerini söylerler. Nymph’leri bulan Perseus, onlardan üç büyülü eşya alır: hızlıca kaçmasına yardım edecek kanatlı sandaletler, görünmezlik başlığı ve Medusa’nın başını güvenle taşıması için bir çuval.

Perseus’un cezalandırılan ve bastırılan, bu nedenle canavara dönüşen dişil enerji ile savaşmak için yardım aldığı ya da görüştüğü herkes ya feminen arketipin temsilcisi, ya da dişil yönü güçlü olan kişilerdir. Graeae’ler eski inançları, düşünceleri, tavırları temsil etmektedir. Nymph’ler ise Joseph Campbell’in deyimiyle kahramanların dönüştürücü deneyimler ya da eşyalar elde etmelerini sağlayan feminen arketip temsilcileridir.

“Perseus ve Medusa’nın Başı” – Benvenuto Cellini’nin 16.yy.da yarattığı bronz heykel, İtalya’da.

Yolculuğuna devam etmek için ihtiyaç duyduğu her şeyi elde etmiş olan Perseus, hızlı ve görünmez bir şekilde Medusa’nın mağarasının olduğu adaya uçar. Mağaraya yaklaştıkça, karşısına çıkan taşlaşmış insanlar ve hayvanlar onu dehşete düşürse de yolundan dönmez. Mağaraya girer, Athena’nın sözünü dinleyip geriye doğru yürüyerek ilerler, sol elinde tuttuğu bronz kalkana bakarak yönünü tayin eder. En sonunda Medusa’nın yansımasını kalkanında görür, ona yeterince yaklaştıktan sonra da tek hamlede başını keser. Yılanların saldırısını savuşturarak kesik başı büyülü çuvalına yerleştirir. Medusa’nın fışkıran kanından doğan kanatlı at Pegasus yeni bir içgüdüsel yaşamın yükselişini, altın kılıçlı dev Chrysaor ise gücün, canlılığın ve değerin simgesidir. Athena Medusa’nın kanını iki tüpe doldurur ve Asklepius’a teslim eder, tüplerden biri zehirdir, diğeri ölüyü diriltecek kadar güçlü bir şifa iksiridir. Medusa’nın ölümü ile hiddete kapılan ablaları Perseus’un peşine düşer, ancak görünmez bir şekilde hızlıca kaçan kahramanımıza yetişemezler.

Yolculuğunun son aşamasında, Perseus annesini alıkoyan kralı ve adamlarını Medusa’nın başı ile taşa çevirir ve annesini kurtarır. Kılıcı Hermes’e, büyülü eşyaları nymph’lere, kalkanı ve Medusa’nın başını Athena’ya teslim eder.  Athena, Medusa’nın başını kalkanına yerleştirir ve böylece meşhur Aegis kalkanı oluşur. Burada Medusa isminin anlamlarından birinin “koruyucu” olduğunu eklemek istiyorum.

Aegis, Athena’nın kalkanı

Medusa, mitolojide Ölüm Anne (Death Mother) arketipini temsil eden karakterdir. Bu arketip zaman zaman Karanlık Anne (Dark Mother) arketipiyle karıştırılır, ancak ondan çok farklıdır. Bizi terk eden, kendimizi yetersiz hissettiren, sevgiyi hak etmek için kendimizden bir şeyler vermemiz gerektiği algısını benimsememize yol açan, ihtiyaç duyduğumuz anne besleyiciliğini eksik ya da çarpık bir şekilde almamıza ve yetişkinliğe geçiş aşamasında problemler yaşamamıza neden olan, cinsiyeti ve cinsel yönelimi fark etmeksizin herkesi etkileyen Ölüm Anne (Death Mother) arketipi ile yüzleşmek için popüler literatürde gölge çalışması (shadow work) olarak adlandırılan ve zindan, yer altı, canavar mağarası/dehlizi gibi mekanlarla tasvir edilen süreçlerden geçmek gerekir. Bu süreçler bazen kendi canavarlarımızla (demon’larımızla) yüzleşmekle ve kendi zehrimizin şifasını bulmakla da ilgilidir.

Medusa’nın, yani Ölüm Anne (Death Mother) arketipinin ölümü aslında bir dönüşümdür. Perseus’un yolculuğunu Psikolojik açıdan yorumlamak şu dersleri açığa çıkarır: Gölgemizle, karanlığımızla yüzleşme yolculuğumuzda kendimize en uygun süreyi tanımalı, adım adım ilerlemeliyiz. Başından sonuna kadar kararlı olmalı, geri adım atmamalıyız. Özellikle dönüşümü başlatacak hamleyi yaparken asla tereddüt etmemeliyiz, dönüşen bilincimizin ödülüne sıkı sıkı sarılarak yolculuğumuzu tamamlamalıyız.

Ölüm Anne arketipinin yedi temel etkisini şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Ölüm Anne kompleksimizi kendimize ait bir gölge ya da karanlık anima figürü olarak yansıtırız. Bizi güçsüz hissettiren, felç eden özelliklerimizi sevdiklerimize, eşlerimize, akrabalarımıza, patronlarımıza, çeşitli kurumlara ve hatta hükümetlere yansıtırız, kendimizi kurban yerine koyarak hissettiğimiz acıyı, öfkeyi, yoksunluğu haklı çıkarmaya çalışırız.
  2. Duygularımızın adeta felç olduğunu hisseder, taşlaşırız, donup kalırız. Böyle hissettiğimizde yoksun bırakıldığımız anlayışlı ve destekleyici iyi anne arketipini ilişki yaşadığımız kişilerde aramaya başlarız.
  3. Her şeyden kolayca vazgeçeriz. Aileye, topluma, düzene uymak adına farkında bile olmadan bizi biz yapan özelliklerimizden, meraklarımızdan, uğraşlarımızdan vazgeçeriz.
  4. Ölüm Annenin zehrini içselleştiririz. Henüz birer çocukken, yani direnecek zihinsel ve duygusal olgunluğa, güce sahip değilken ailemiz tarafından sevilmediğimiz, istenmediğimiz hissine kapıldığımız anda bu zehrin etkisi altında kalmaya başlarız. Bunun sonucunda duygusal hayatta kalma mekanizmaları, kalıplar, örüntüler geliştiririz ve bunlar mide problemleri, yeme bozuklukları, aşırı ağlama, migren vb. fiziksel belirtilerden oluşan savunma mekanizmaları oluşturup onlara tutunabiliriz. Bunların hepsi, zehri bedenimizden atma çabamızı temsil etmektedir.
  5. Günah keçisi olarak ilan edildiğimizi hissederiz. Haksız yere suçlandığınız, cezalandırıldığınız, günah keçisi ilan edildiğiniz durumlar yaşadınız mı? Kadın veya erkek fark etmez, günah keçisi olarak ilan edilen ya da bunun korkusunu yaşayan insanlar buna yol açan ya da yol açacağını düşündükleri özelliklerine aynı şekilde davranırlar.
  6. Kıtlık/yoksunluk hissi yaşamımızın tamamını etkiler. Ölüm Anne nedeniyle dünyaya güvenemeyeceğimizi, gelişmek için yeterli kaynağa sahip olmadığımızı, yaşamın bizi desteklemeyeceğini, insanların bizden faydalanmak için beklediklerini hissederiz. Bu bakış nedeniyle sürekli güvensiz ve özgüvensiz hisseder, yaşamımızı sürekli kontrol altında tutmaya çabalarız.
  7. Öfke bizim için bir sorundur. Özellikle öfkenin kötülenerek bastırılması gereken bir özellik olarak gösterilmesi, iç dünyamızda canavarlar yaratmamıza, öfkemizle yüzleşmekten korkmamıza neden olur. Bu noktada öfkenin acı, keder, korku gibi duygulardan kaynaklandığını da hatırlatmakta fayda görüyorum.

Medusa’nın hikâyesi, onu içselleştirerek okuyanlar ve okurken kendi hayatından, toplumun hayatından parçalar bulanlar için tam anlamıyla zehrin şifasını sunuyor. Onun hikâyesi, bize şu soruları soruyor:

  • Sahip olduğum bir özellik nedeniyle nerede, ne zaman cezalandırıldım ve bunun sonucunda kendimi ya da bu özelliğimi nasıl gizlemek zorunda kaldım?
  • Beni büyüten sağlıklı ve yeterince iyi bir anne figürünün eksikliğini yaşadıysam, bunun acısını nerede, ne zaman, kimden çıkarmaya çalıştım?
  • Ataerkil düzen içerisinde bir yer edinmek için feminen arketipe ait özelliklerimden hangilerini kurban ettim, bastırdım, canavarlaştırdım?
  • Ataerkil düzen içerisinde bir yer edinmek için maskülen arketipe ait özelliklerimden hangilerini kurban ettim, bastırdım, canavarlaştırdım?
  • Kabul görmek, onaylanmak, güvende hissetmek için kendimden başka kimleri nerede ve ne zaman memnun etmeye çalıştım?
  • Utanç, yoksunluk, başarısızlık, reddedilme, aşağılanma korkusu hayatımı nasıl şekillendirdi?
  • Bastırdığım feminen arketipe ait özelliklerimi özgürce yaşadığını gördüğüm kişilere karşı ne hissediyorum?
  • Ölüm Anne arketipinin benden önceki iki nesle (ebeveynlerimiz ve onların ebeveynleri) olan etkisi onlarla ilişkim üzerinden beni nasıl etkiledi/etkiliyor?
  • Ölüm Anne arketipi içinde bulunduğum toplumu ve toplum üzerinden beni nasıl etkiledi/etkiliyor?
  • Ölüm Anne arketipinin hayatıma olan etkisi bende nasıl duygusal ve bedensel tepkilere yol açıyor?
  • Yaralarımı korumak ya da bastırmak için kendimi inandırdığım bir hikâye var mı?
  • Ne kadar yalnız hissediyorum? Reddedilmekten ne kadar korkuyorum?
  • Kendimi nasıl sevmem gerektiğini biliyor muyum?
  • Sevgiye nasıl daha fazla güvenebilirim?
  • Kendimi nasıl daha fazla sevebilirim?

Okurken neler hissettiniz? Siz neler söylemek istersiniz? Yazının altına yorum yazabilir veya “İletişim” kısmından ileti gönderebilirsiniz.

Sevgiyle,

~Tara Deniz

Not: Medusa’nın hikâyesi ve arketipsel çözümlemeleri için Masimilla ve Bud Harris’in kaleme aldığı Into the Heart of the Feminine: Facing the Death Mother Archetype to Reclaim Love, Strength and Vitality adlı kitaptan büyük ölçüde faydalandım. İngilizce bilen ilgililer mutlaka ama mutlaka alıp okumalı, bilmeyenler için kitap dilimize kazandırılana dek en iyi özet yüksek ihtimalle bu yazımda yer alıyor. 

Comments

  1. Öncelikle sevgi dolu bir merhaba! Yazınızı önce instagramdan gördüm ve okudum daha sonra sayfanızı buldum. Paylaştığınız yazıları okurken inanılmaz tatlı ve yumuşak bir enerji geldi o yüzden yorum yapmak istedim.:) Yazı çok aydınlatıcı, farkındalık yaratıcı olmuş bayıldım özellikle en sona eklediğiniz sorulara ve kitap önerisine ❤ çoook teşekkür ederim ❤

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s