Delphoi Kahinlerine ve Kehanetlerine Dair

Aşağıda yer alan videoda Sidney Üniversitesi akademisyenlerinden Julia Kindt’in Delphoi Kahinlerine ve Kehanetlerine ilişkin sunumunu bulacaksınız. Bu harika sunuma Güneş İlhan tarafından hazırlanan Mitoloji ve Sembolizm facebook sayfası üzerinden ulaştım.  Video İngilizce ve ne yazık ki altyazısı bulunmuyor. Bu güzel ve derli toplu bilgilerden kimsenin mahrum olmaması için üşenmedim, sunumu dinleyip yazıya döktüm ve Türkçe’ye çevirdim. Konuşma üslubuna uygun hâlde kalması açısından metin üzerinde fazla düzeltme yapmadığımı belirtmek isterim, biraz üstünkörü gelebilir, ancak içerik her şeyden daha önemli. Epey uzun olan çeviri metnini okumada kolaylık göstermesi açısından “*” işaretleri eşliğinde bölümlere ayırdım.

İyi dinlemeler, iyi okumalar. 🙂

5 yıl sonra, 2018 yılında gelen düzeltme: Maalesef bu harika sunum artık Youtube üzerinde bulunmuyor, ne kadar aradıysam da başka bir platformda bulamadım. Bu nedenle bir şekilde sunuma yeniden ulaşıncaya kadar Türkçe çevirisini okuyabilir, ayrıca Julia Kindt’in akademik makaleleri ile kitaplarını araştırabilirsiniz.

Sevgilerimle,

~Deniz Tara

404px-Delphi_tripod.jpg

“(Konuşmacı çok net olmayan Delphi kâhinlerinin aksine olabildiğince açık olacağını ve Delphi’den antik dünyanın bir bilgi merkezi olarak bahsedeceğini söylüyor)

Antik Yunan kültrü hakkında bir şeyler biliyorsanız, bilirsiniz ki Yunanlılar ve de Romalılar tanrıların bu dünyada var olduklarına ve her şeyi bildiklerine, ve şanslıysanız, nasıl yapılacağını da biliyorsanız geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek hakkında onlardan bilgiler alınabileceğine inanırlardı. Bunu yapmanın bir yolu tabi ki bir peygambere/kâhine danışmaktı, çünkü tanrılar insanlarla doğrudan konuşmazlardı ve bir aracının olması gerekirdi, mesela kendi kentinizdeki bir peygambere/kâhine danışabilirdiniz, fakat bu kişiler biraz şüpheliydi çünkü hareket hâlinde olabilirlerdi ve kendi gündemleri, planları olurdu, bu nedenle de çok güvenilir değillerdi.

Eğer bu işi doğru yapmak istiyorsanız, bir oracle/kâhine danışırdınız, seyahat edilerek ulaşılan ve kâhinin sabit kaldığı bir yerde sorular sorardınız. Antik Yunan dünyasının farklı yerlerinde konuşlanmış olan pek çok farklı kehanet merkezi vardı ve bu da insanlara bir seçenek sunardı, ayrıca bazen insanlar bu kahinleri birbirlerine karşı kullanırlardı. Delphi ise şüphe götürmeyecek kesinlikte, en yetkin bilgi ve kehanet merkeziydi.

*

Eğer Delphi’ye gittiyseniz, Orta Yunanistan’da Phokis adı verilen bir bölgede, dağların arasında bir yerde olması nedeniyle buraya ulaşmanın oldukça zahmetli olduğunu bilirsiniz. Bugün Atina’dan bir otobüse bindiğimde yolculuk dört saat sürdü, buradan hareketle Antik dünyada Delphi’ye danışmanın, hatta oraya ulaşmanın dahi ne kadar zor olduğu tahmin edilebilir. Delphi sadece ayda bir defa belirli bir günde ziyaretçi kabul ederdi, kış mevsiminde ise üç ay boyunca hizmet vermezdi, orada ne kadar çok insanın toplandığını ve kendi aralarında da bildiklerini paylaştıklarını hayal edebilirsiniz.

Kehanet merkezi, insanların gittiği, tapınaklar ve sunakların olduğu çok güzel bir yerdi. Kâhin ise Delphi’de daima bir kadındı, kendisine Phytia denirdi, bu kişi size geleceği ya da şimdiki zamanı ifşa ederdi. Tanrı Apollo bu kadının ağzından insanlara konuşurdu. Tabi ki öncelikle tanrının orada olup olmadığını bilmek gerekirdi, bunun için Yunanlılar merkezin açık olacağı günün sabahında bir keçinin üzerine su dökerlerdi. Keçi hareket eder ve titrerse, tanrının kehanet merkezinde bulunduğuna inanılırdı. Bir keresinde keçinin alametleri göstermemekte ısrar etmesi nedeniyle olsa gerek, daha da çok su dökerek sonunda neredeyse inleyecek hâle getirildiği bilinmekte, ayrıca Phytia’nın kehanet seansı sırasında neredeyse öldüğünü ve bu nedenle de çok ısrar edilmemesi gerektiğini duyduk.

Sorulabilecek ilginç bir soru da bu kahinin kim olduğu. Bu kadın, bu kadar güçlü bir konumda olan bu kadın kimdi? Maalesef bu konuda çok şey bilmiyoruz. Öncelikle bu kadının genç olduğunu biliyoruz, bakireler Phytia olarak hizmet verirlerdi. Meşhur yazar William Golding’in bu konuda çok ilginç bir teoirisi var, son kitabının adı Double Tongue (Çifte Dil/Çift Dilli) ve Phytia’nın bakış açısından kaleme alınmış, ona göre evlenilemeyecek olan kadınlar kehanet merkezine gönderilirdi (Phytia olarak). Bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum, bildiğimiz tek şey Phytia’nın genç ve bakire bir kadın olduğu. Ta ki bir erkek danışanla Phytia arasında gerçekleşen talihsiz bir kazaya dek, bu kaza sonrasınra Phytia’lar hâlâ bakire gibi giyinen elli yaşlarında kadınlar olarak değiştirildiler.

*

Bir başka ilginç soru da kahinin nasıl çalıştığı, insanlar daima bunu öğrenmek istiyorlar. İlginç bir durum olarak, antik kaynaklar bu konuda bize fazla bilgi vermiyorlar, bunun iki nedeni olabilir. Birinci neden herkesin bilmesi nedeniyle kimsenin bunun hakkında bir şeyler yazmamış olabileceği, ikinci ve daha olası bir neden ise bunun bir sır olması ve herkesin bilmemesi gerektiği için bu konuda bir şey yazılmamış olduğu. Bu konuda günümüzde pek çok modern teori ortaya atıldı, eminim bazılarını siz de duymuşsunuzdur. Mesela, kehanet merkezinin kurulduğu yerin altındaki kayalarda yarıkların olduğu ve buradan bazı dumanların yükseldiği, bu kayaların üzerine kurulu bir tripodda oturan Phytia’nın da bu dumanların etkisiye bir tür trans, aşkınlık, mania durumuna geçtiği teorisi. Bunu mantıklı bulmuyorum, mania’nın anlamına dair bir çeviri hatasından kaynaklandığını düşünüyorum. Söz konusu aşkınlık durumu şiirsel bir ilham olabilir.

Bu durumu anlamak için bazı çalışma arkadaşlarım başka şeyler denediler. Bir tanesi defne yaprağı çiğnemeyi ve bu şekilde ilham almayı denedi, çünkü biliyoruz ki defne yaprağı Delphi ritüelinde önemli bir yere sahip. Ancak duyduk ki ilhamı her zamankinden fazlalaşmadı. Bunu öğrencilerime ne zaman anlatsam, evde denemeyin diyorum.

Sonuç olarak, kahinin nasıl çalıştığını bilmiyoruz, fakat bildiğimiz bir şey var ve bu kahinlerin en büyüleyici yönü, elimizde Delphi’den 600 adet soru ve cevap var, bu klasik bir akademisyen için çok iyi bir bulgu. Bu sorulara ve kahinlerin verdiği cevaplara bakarak Delphi’yi antik bir bilgi merkezi yapan şeyin ne olduğunu ve Delphi kahinlerinin ne tür bir bilgi yaydığını öğrenebileceğimizi düşünüyorum.

600 soruluk bu havuzun içinden, doğrudan bilginin ne olduğuna işaret eden birkaç soru-cevabı sizlere örnek olarak getirdim. Bu soru ile meşgul olan çok az örnek var.

*

İlk örnek oldukça meşhur bir tane. Lydia’lı Croesus, çok meşhur, çok zengin, çok güçlü bir kraldı ve bir başka krala, bir başka antik kültüre, Pers imparatorluğuna karşı savaş açmayı planlıyordu. Bu planını hayata geçirmeden evvel Delphi’ye delegelerini gönderdi ve Perslere savaş açıp açmaması gerektiğini sordurdu. Kahinin cevabı “Perslere savaş açarsan, büyük bir imparatorluğu yok edeceksin” oldu ve kral bunun harika bir fikir olduğunu düşünerek savaşa girdi, ve tabi ki kendi imparatorluğunu yok etti.

Bu hikayenin bir bilgi merkezi olarak Delphi’ye dair çok ilginç şeyler anlattığını düşünüyorum. Öncelikle, kahinlerin sıklıkla insanlara doğrudan ne yapmaları gerektiğini söylemediklerini, kehanetlerinin yorumlama ve inceleme gerektirdiğini açıkça görüyoruz. Bir kehanetten yararlanmak istiyorsanız kendi durumunuzu farklı olası neticeleri de göz önünde bulundurarak iyice düşünmelisiniz. Bana göre kehanetin müphemliği iki olası sonucu da güzelce kapsıyor, kim kazanırsa kazansın kehanet doğru olacaktı, büyük bir imparatorluk yok edilecekti, bu Pers imparatorluğu da olabilirdi, ancak Croesus’un imparatorluğu oldu. Kötü şans…

Kehanetlerin gelecekten haber verdiğini düşünerek, geleceği kontrol etmeye çalışırsanız, Croesus gibi bazı noktalarda dramatik bir şekilde yanılabilirsiniz. Onun en büyük hatasının şu olduğunu düşünüyorum, eğer kararınızı bir yönde vermişseniz bir kahine danışmanız yanlıştır, çünkü geleceğin getirebileceği farklı senaryolara karşı açık fikirli olmanız gerekir.

Herkes Croesus gibi başarısız olmamıştır elbette, bu kehanet hikayelerinin hepsi başarısızlıklara dair değil. Pek çok insan oldukça başarılı bir şekilde kehanetlerin ne anlama geldiğini bulup bu bilgiyi kendi yararlarına kullanacak kadar şanslı olmuşlardır.

*

İkinci örnek, Sparta’lı Phalantus Delphi’ye bir koloni kurmak hakkında soru sorar, aldığı cevap ise “Açık bir havadan yağmur yağdığını gördüğünde, toprak elde etmeli ve koloni kurmalı” idi. Bu konuda çok fazla düşünmez ve İtalya’nın güneyine hedefi doğrultusunda gider, ancak hiçbir şekilde bir koloni elde etmeyi ya da kurmayı başaramaz. Birkaç başarısız girişimden sonra ise iyice çaresiz hisseder, birden ona verilen kehaneti hatırlar ve yağmurun açık bir havadan yağmasının imkansızlığını düşünerek daha da kötü hisseder, karısının kucağına başını koyar üzüntülü bir şekilde. Karısı ise onu bu kadar çaresiz ve üzgün görmesi nedeniyle ağlamaya başlar ve gözyaşları yanaklarından Phalantus’un yüzüne damlar. O an Phalantus kehanetin anlamını kavrar, çünkü karısının ismi Aethra’dır ve antik Yunancada açık hava demektir. Ertesi gün de Sparta’nın meşhur kolonisi Tarentum’u kurmayı başarır. Bu örnek de yine, kahinlerin kolay sorulara kolay cevaplar vermediğini, ancak soru soranı bir başka soru ile karşı karşıya getirdiğini güzel bir şekilde gösteriyor, bu soru ise şu: “Kehaneti çözebiliyor musun, ne demek istediğini anlayabiliyor musun?”

Delphi kehanet merkezinin, -gerçek ve hayal ürünü- antik bir bilgi merkezi olarak, bilginin tanrılarla diyalog kurularak elde edilebileceği propagandasını yaptığını, bu gibi hikayelerin de gerçek bilgiyi sadece bildiğimizi düşündüğümüz durumlardan ayırdığını düşünüyorum.

*

Üçüncü örnek, Atina’lı Khairephon’un. Platon okuduysanız, kendisinin Sokrates’in meşhur bir arkadaşı olduğunu bilirsiniz. Kendisi de Delphi kahinine tam olarak bu konuyu, yani Sokrates’ten daha bilge biri olup olmadığını sorar, kahinin cevabı görünüşe göre şudur: “Kimse daha bilge değildir”. Bu cevabın herkesin en az Sokrates kadar bilge olduğunu mu, yoksa Sokrates’in en bilge kişi olduğunu mu kastettiği belli değildir, cevap da Sokrates-varidir yani. Sokrates’in kendisi de bu kehaneti Sokrates’ci öğretme metodunu temsil etmek için kullanmıştır. Bu metod insanları gözlemlemek üzerine kuruludur, Sokrates insanlara bilgi vermezdi; onları, neler bildiklerini ve bilmediklerini gözlemlerdi. Etrafta dolaşır ve sorular sorardı: “Politikacı, ne biliyorsun?”, “Ya sen şair, ne biliyorsun?”, “Peki sen zanaatçı, ne biliyorsun?”. Hepsi detaylıca bildiklerini, uzmanlıklarını anlatırlar, ancak bir hataları vardır, bilgilerinin sınırını, limitini bilmemektedirler. Bence bu Sokrates’i hepsinden bilge yapan şey, çünkü o hiçbir şey bilmediğini, bilgisinin sınırının neresi olduğunu bilmektedir. Bu hikaye de tıpkı diğerleri gibi, en güçlü bilginin kendini bilmek olduğunu gösteriyor, tanrılar tarafından size verilen bilgilerden bir anlam çıkarmak için hayatın neresinde durduğunuzu bilmek zorundasınız.

 *

Bu fikir bir başka kehanet konsültasyonunda da yer almıştır. Sparta’lı Hilon sorar: “İnsan için en iyisi nedir?” cevap şudur: “Kendini bil.”

Kahinlere sadece bireysel sorunlar değil, toplumsal sorular ve problemler de sunulabilir, sorular sorulabilirdi.
Atina’lılar bir defasında şehirlerinin selameti ile ilgili olarak “İyi olmak, iyi kalmak için ne yapmalıyız?” sorusunu sormuşlardır. Kahin “Çocuklarınızın kulaklarına en güzel şeyleri koymalısınız.” demiştir. Ne yaptıklarını tahmin edin, siz ne yapardınız? … Yaptıkları şey şuydu, çocukların kulaklarına altın küpeler taktılar, aptalca bir hata, tabi ki daha sonra aslında onlara felsefe öğretmeleri gerektiğini anladılar, ve bu hikaye de yine antik dünyada maddi değerlerin aksine öğretimin ve bilginin ne kadar değeli olduğunu güzelce göstermekte. Gerçekten ilginç bir hikâye.

*

Bununla beraber, bütün kahinlerin derin ve yansıtıcı olduğunu düşünmek yanlış olacaktır, çoğu oldukça yüzsüz ve aynı zamanda pragmatikti. Örneğin, Atina’lı kral Aigeus çocuğunun olmaması konusunda bir soru sorar. “Çocuğum yok, nasıl çocuğum olabilir, bir oğlum nasıl olur?” gibi sorulara cevap olarak verilen oldukça fazla kehanet bulunmaktadır. Aigeus’un sorusuna cevap olarak verilen kehanet ise şudur: “Atina’ya varana kadar şarap tulumunun tıpasını açma.”

Artık sizler de kehanet okuma konusunda uzmanlaştınız, bu nedenle bu kehanetin anlamını size bırakıyorum. Teşekkürler.”

~Julia Kindt (Classical Scholar, Sydney University), New South Wales Eyalet Kütüphanesinde gerçekleştirilen “On Knowledge” (Bilgelik Üzerine) etkinliğinde yaptığı konuşma, Ekim 2010.

Videonun Metinleştirilerek Türkçeye Aktarımı: Deniz Yörükoğlu

Lycurgus Consulting the Pythia by Eugene Delacroix

Lycurgus Consulting the Pythia – Eugene Delacroix

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s