Ruhunuzun Işığını Yansıtın

Dünya üzerinde yapıp ettiğimiz her şey, bize bir şekilde mutlaka geri döner. Fizikteki Etki-Tepki yasasının evrensel bağlamda ve ilahi adalet kapsamında bir ifadesidir bu cümle. İlahi adalet diyorum çünkü verdiğimiz etkiye aldığımız tepki, etkimizin bize geri dönmek üzere çarptığı zemine değil, tamamen etkimizin niyetine ve titreşimine bağlı. Adalet ölçüsü ise aklımızın sınırlarıyla ifadelendirilemeyecek kadar hassas. Bu konu aklıma daima Mevlânâ hazretlerinin şu sözünü getiriyor: “Bu dünya, yaptıklarımızın yankılanıp tekrar bize döneceği bir dağdır.”

Evet, yaydığımız her titreşim kâinatta bir yere çarpacak ve bizlere geri dönecek. Ne verdiysek, onu alacağız. Tasavvuf anlayışı, insanı kâinatın özü, özeti, küçük bir timsali olarak görür. Bu anlayışın özü elbette ki ortak akla aittir ve zaman-mekân farketmeksizin pek çok kültürde bu özü tatmak mümkündür, çünkü hepimiz özümüzde biriz. Kâinat makrokozmos, insan ise mikrokozmostur ve ikisinin öz olarak birbirinden farkı yoktur. İçimizde filizlendirdiğimiz her tohum, çevremizde hasat etmemiz için bizi bekleyen ekinlere dönüşüyor. Bu durum çevremizin sosyal-kültürel-manevi koşullarını da etkiliyor. Hâl böyleyken, davranışları ve sözleri geçtim, ilk ve öncelikli olarak düşüncelerimize ve niyetlerimize azami ölçüde dikkat etmemiz gerekiyor. Düşüncelerimizi ve niyetlerimizi berraklaştırdığımızda, sözlerimiz ve davranışlarımız da aynı oranda saflaşıyor.

Peki bunu nasıl başarabiliriz? İç dünyamızı, ruhumuzu anlayarak ve dönüştürerek. Başucu kitaplarımdan biri olan “Ruhun Gücü”nün yazarı John Holland’a kulak verelim:

Manevi ve fiziksel açıdan mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek –ve sevgi dolu, başarılı bir ilişki deneyimlemek– için kendi özünüzü, ruhunuzu tanımak ve anlamak son derece önemlidir. Ruhunuzla tanışmak için yıllar boyunca etrafınıza ördüğünüz duvarları aşıp içinize yönelmelisiniz. Bir kez ruhsal varlığınızı keşfettiğinizde ve onunla tanıştığınızda, hem kendiniz hem de başkaları için saf ışık, güven, cesaret ve koşulsuz sevgi yaymaya başlayacaksınız. Yaşamınıza ruhunuzun bakış açısından bakabildiğinizde ve buna uygun olarak yaşayabildiğinizde kendinizi İlahi bir varlık olarak tanımaya başlayacak ve başkalarının içindeki ruhsal öze ilişkin daha derin bir anlayış ve farkındalık kazanacaksınız.(*)

Her birimizin ruhu İlahi bir öz taşıyor. Ancak egomuzu sakinleştirerek dünyevi sıkıntıların girdabından çıkmayı başardığımızda, kendi iç dünyamıza yönelebilir ve bu özle tanışabiliriz. Bu konuda Kenan Rifai’nin harika bir sözünü paylaşmak istiyorum: “İnsan göklere yükselmek için yere gönderilmiş bir Tanrı parçasıdır. İnsan İlâhî nurun yeryüzündeki tecellî ve zuhurudur.”(**) Tekâmüllerimiz çerçevesinde bu dünya üzerindeki öncelikli görevimiz de budur aslında: içimizdeki İlahi ışığı ortaya çıkarmak ve düşüncelerimizi, niyetlerimizi, davranışlarımızı bu ışığın bir yansıması olarak kâinata yaymak, hem kendimizi hem çevremizi dönüştürmek için payımıza düşeni yerine getirmek, bu vesileyle de ruhumuzu yükseltmek.

Bunu başarabilmek için hemen şimdi bir adım atın. Sizin için düşünülmesini istemeyeceğiniz düşünceleri bilgelikle salıverin, size yöneltilmesini istemeyeceğiniz niyetleri olgunlukla salıverin, size söylenmesini istemeyeceğiniz sözleri sessizce salıverin, size yapılmasını istemediğiniz davranışları sakince salıverin. Böylece size geri dönmesinden asla utanmayacağınız, sıkılmayacağınız, pişman olmayacağınız saf titreşimler yaymaya başlayacaksınız. Yaydığınız temiz ve güzel titreşim içinizdeki ışığı ortaya çıkaracak, parlatacak ve böylelikle hem kendinize hem de çevrenize kandil olacaksınız.

Son sözü yine bir başucu kitabım olan “Işığın Savaşçısının El Kitabı” ile Paulo Coelho’ya bırakmak istiyorum:

Her ışığın savaşçısının içinde Tanrı’nın kıvılcımı vardır.
Yazgısı, başka savaşçılarla birlikte olmaktır ama bazen kılıç sanatını tek başına uygulaması gerekir; işte bu yüzden, arkadaşlarının yanında değilken bir yıldız gibi davranır.
Evren’de kendisine ayrılmış olan bölümü aydınlatır ve gözlerini göğe çeviren herkese galaksileri ve dünyaları göstermeye çalışır.
Savaşçının bu sebatı çok geçmeden ödüllendirilecektir. Yavaş yavaş öteki savaşçılar gelirler yanına ve birleşip her biri kendi simgelerine ve gizemlerine sahip yıldız kümeleri oluştururlar.(***)

Sonsuz sevgi ve saygı ile…

~Deniz Tara

(*) John Holland, Ruhun Gücü, Klan Yayınları, 2007, s. 19.
(**) Ken’an Rifâî, Şerhli Mesnevî-i Şerîf, İstanbul: Kubbealtı Neşriyatı, 2000, s. 82. Bu harika alıntıya Cemâlnur Sargut’un “Ey İnsan” isimli çalışmasında rastladım (Cemâlnur Sargut, Ey İnsan, Nefes Yayınları, 2011, s. 20).
(***) Paulo Coelho, Işığın Savaşçısının El Kitabı, Can Yayınları, 2008, s. 109.

Comments

  1. Julidecokşen says:

    Bilgiler için tşkler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s